Bergama (Pergamon) ve Bakırçay (Kaikos) Vadisi’nin Şarap Mirası

The Birth of a Cult: Screaming Eagle and Reflections on Turkish Winemaking e r g a m a ( P e r g a m o n ) v e The Birth of a Cult: Screaming Eagle and Reflections on Turkish Winemaking a k ı r ç a y ( K a i k o FIRST STOP FOR WINE ENTHUSIASTS: WAYANA 101 ) V a d i FIRST STOP FOR WINE ENTHUSIASTS: WAYANA 101 i n i n Bottle Closure: Natural Cork – Technical Cork a r a p M i r a FIRST STOP FOR WINE ENTHUSIASTS: WAYANA 101 ı

Facebook
Twitter
LinkedIn
 

Bergama Şarap Mirası: Bergama’nın gölgede kalan yanı

Bergama’yı kütüphanesi, parşömeni ve bugün Berlin’de bulunan ünlü sunağıyla duymuşsunuzdur belki, ama Bergama’nın şarap mirası başlığı muhtemelen ilk kez karşınıza çıkıyor.

Bize çok sıradan görünebilir ama yaşadığımız topraklar, insanlığın Neolitik Dönem’den günümüze kadar uygarlık olarak adlandırdığımız gelişme sürecinin çok büyük bir bölümüne ev sahipliği yapmış. Bu gelişmenin ilk önemli merkezlerinden biri Bereketli Hilal. Yay biçimindeki Bereketli Hilal’in kuzey bölümü bugünkü Güneydoğu Anadolu’yu da kapsıyor. Bugün Taş Tepeler Projesi kapsamında ortaya çıkan bulgular, insanlık tarihinin bu erken dönemlerine ilişkin bildiklerimizi yeniden değerlendirmemize neden oluyor.

Anadolu’da batıya doğru ilerlediğimizde ise bu kez İyonya ve ardından Helenistik dünyanın önemli kültür merkezleriyle karşılaşıyoruz. Yalnız bilimin değil, dünya edebiyatının temel metinlerinden İlyada ve Odysseia destanlarının dünyası da Ege’nin iki yakasında ve Batı Anadolu coğrafyasında şekillenmişti.

Bu yazımızın konusu ülkemizdeki en önemli antik kentlerden biri olan Bergama. Elbette bizim Bergama’yı ele alışımız kendi alanımız açısından olacak:

Bergama’nın bağları ve şarapları hakkında kayıtlar ve bulgular bize neler söylüyor?

Bergama şarap mirası

Kısaca Bergama Antik Kenti

İzmir’in Bergama ilçesinde yer alan Pergamon, Helenistik ve Roma dönemlerinde Ege dünyasının en önemli siyasi, kültürel ve bilimsel merkezlerinden biri olarak öne çıktı.

Dik bir tepeye kurulu Akropol, antik dünyanın en etkileyici tiyatrolarından biri, Dionysos Tapınağı ve çağının en büyük kütüphanelerinden en başta geleni bulunuyordu. Kent aynı zamanda antik dünyanın en önemli sağlık merkezlerinden Asklepion’a ve tıp tarihinin en etkili isimlerinden Hekim Galenos’a yurt oldu.

Fakat Pergamon’u yalnızca Akropol’den ibaret düşünmek yanıltıcı olur.

Kentin yükseldiği tepenin altında Kaikos, bugünkü adıyla Bakırçay Vadisi uzanıyordu. Nehrin oluşturduğu geniş ova ile Madra ve Yunt dağlarının çevrelediği hinterland, Pergamon’un tarımsal yaşamının da temelini oluşturuyordu.

Dolayısıyla Bergama’nın şarap mirasını anlamak için Akropol’den aşağı inip Bakırçay Vadisi’ne ve oradan çevredeki yerleşimlere bakmak gerekiyor.

 

Bergama şarap mirası

Kaikos (Bakırçay) Vadisi: Doğanın Bereketi ve Eşsiz Teruar

Bağcılığın kaderini büyük ölçüde coğrafya belirler.

Antik Çağ’ın Kaikos Vadisi, nehrin oluşturduğu geniş alüvyal ova, çevresindeki yükseltiler ve Ege kıyılarına açılan coğrafi konumuyla Pergamon’un tarımsal hinterlandını oluşturuyordu.

Bugün antik dönemde bağların vadinin hangi bölümlerinde ve ne yoğunlukta bulunduğunu gösterecek ayrıntılı bir bağ haritasına sahip değiliz. Bu nedenle Pergamon’un bugünkü anlamıyla tanımlanmış tek bir “şarap teruarından” söz etmek doğru olmaz.

Ancak arkeolojik buluntular, antik metinler, çevredeki kentlerin sikkelerinde görülen üzüm ve Dionysos ikonografisi, ayrıca Pergamon’da bulunan şarap ticaretiyle ilişkili amforalar bir araya geldiğinde, bağcılık ve şarabın bu coğrafyanın ekonomik ve kültürel dünyasının parçalarından biri olduğu açıkça görülüyor.

Üstelik Pergamon’u şarap tarihi açısından ilginç kılan yalnızca üzüm yetiştirilmesi değildi.

Şarap burada tarımdan dine, ticaretten tıbba kadar birbirinden oldukça farklı alanlarda farklı görevler üstleniyordu.

Bergama şarap mirası

Dionysos ve Krallık Kültü

Bergama’da şarap yalnızca gündelik yaşamın ve tarımsal ekonominin bir ürünü değildi. Şarabın tanrısı Dionysos, kentin dinsel ve siyasal dünyasında da son derece önemli bir yere sahipti.

Akropol’ün batı yamacındaki ünlü tiyatro terasının kuzey ucunda Dionysos Tapınağı yükseliyordu. Bu konum bile Dionysos, tiyatro ve kamusal yaşam arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü olduğunu göstermeye yeter.

Fakat Pergamon’daki Dionysos kültünün bundan daha özel bir yanı vardı.

Burada Dionysos’a, Dionysos Kathegemon, yani “önder” ya da “yol gösteren Dionysos” kimliğiyle tapılıyordu. Attalos Hanedanı Dionysos Kathegemon kültüyle yakın bir ilişki kurmuş, tanrıyı hanedanın temsil dünyasının önemli unsurlarından biri haline getirmişti.

Böylece Dionysos yalnızca şarabın, bağbozumunun, coşkunun ve tiyatronun tanrısı olmaktan çıkıyor; krallığın kamusal ve siyasal kimliğinin de bir parçasına dönüşüyor.

Tiyatronun hemen yanı başındaki Dionysos Tapınağı bu ilişkinin bugün hâlâ görülebilen en güçlü mimari ifadelerinden biridir.

Bergama’nın şarap tarihindeki belki de en ilginç hikâyesi ise birkaç yüzyıl sonra ortaya çıkacaktı.

Bu kez sahnede bir tanrı değil, bir hekim vardı.

Bergama şarap mirası

Bergama şarap mirası, Bergamalı Galenos ve şarabın ilaç hâli

Bergama şarap mirasını Ege’deki diğer merkezlerden ayıran en özgün boyutlardan biri, şarabın tıp bilimiyle kurduğu ilişkidir.

MS 129 civarında Pergamon’da doğan Klaudios Galenos, Hippokrates’ten sonra antik tıp tarihinin en etkili isimlerinden biri oldu. Gençliğinde Pergamon’daki tıp çevresinde yetişen Galenos, bir dönem gladyatörlerin hekimi olarak çalıştı; daha sonra Roma’ya giderek imparator Marcus Aurelius’un yakın çevresinin bir parçası oldu.

Galenos için şarap yalnızca keyif veren bir içecek değildi.

Şarapları, renkleri, yoğunlukları, yaşları, tatları ve insan bedeni üzerindeki etkileri bakımından değerlendirdi. De Antidotis (Panzehirler Üzerine) dahil çeşitli eserlerinde farklı şarapların tıbbi preparatlarda nasıl kullanılabileceğini tartıştı.

Galenos’un uygulamalarında şarap, kimi ilaçların hazırlanmasında bir taşıyıcı ve bileşen olarak kullanılıyor, bazı durumlarda besleyici özellikleri nedeniyle değerlendiriliyor, yaraların temizlenmesinde de önemli bir araç olarak görev üstleniyordu.

Galenos’un gladyatörlerin yaralarını şarapla temizlediğine ilişkin kayıtlar özellikle dikkat çekicidir. Bugünün mikrop teorisinden yaklaşık on yedi yüzyıl önce yaşayan Galenos elbette bunun neden işe yaradığını modern anlamda açıklayamıyordu. Ancak gözlem yoluyla şarabın yaraların iyileştirilme sürecindeki işlevini fark etmişti.

Şarap ile tıp arasındaki ilişki Galenos’un düşünce dünyasında bundan da ileri gidiyordu. Bazı şarapların kan oluşumuna ve beslenmeye diğerlerinden daha uygun olduğunu düşünüyor, hangi şarabın hangi amaçla kullanılacağını özelliklerine göre ayırıyordu.

Böylece Pergamon’da karşımıza şarabın oldukça farklı bir yüzü çıkıyor:

Dionysos Tapınağı’nda kutsal ve kültürel anlam taşıyan şarap, Galenos’un elinde farmakolojinin araçlarından birine dönüşüyordu.

Bergama şarap mirası

Hinterland ve Ticaret: Kozak’tan Amfora Yollarına

Pergamon’un şarap dünyasını yalnızca kent merkezine bakarak anlamak mümkün değil.

Kentin kuzeyindeki yüksek Kozak yöresi ile çevredeki Perperene ve Aigai gibi antik yerleşimlerde Dionysos ve üzümle ilişkili ikonografiye rastlanması, bağcılık ve şarap kültürünün daha geniş bir bölgesel dünyaya ait olduğunu düşündürüyor.

Özellikle Perperene sikkelerinde görülen üzüm salkımları ve Dionysos figürleri bunun dikkat çekici örnekleri arasında. Bu imgeler tek başına şarabın bölge ekonomisinin temel ürünü olduğunu kanıtlamaz; ancak bağcılık ve Dionysos kültünün bölgenin kültürel kimliğinde önemli bir yere sahip olduğuna güçlü biçimde işaret eder.

Pergamon’daki arkeolojik buluntular hikâyenin başka bir boyutunu daha ortaya koyuyor: ticaret.

Antik dünyada şarap, zeytinyağı ve başka ürünlerin uzun mesafeli taşınmasında çift kulplu ticari amforalar kullanılıyordu. Pergamon kazılarında bulunan çok sayıdaki damgalı amfora kulpu, özellikle Rodos ile Pergamon arasındaki ticari ilişkinin araştırılmasında arkeologlar için önemli bir kaynak haline geldi.

Nitekim 19. yüzyıldaki kazılarda bulunan yaklaşık 900 Rodos amfora mühründen oluşan ünlü “Pergamon Deposit”, bugün bile Helenistik dönem Rodos amforalarının tarihlendirilmesinde kullanılan temel arkeolojik referanslardan biridir.

Bu buluntular Pergamon’un yalnızca kendi hinterlandının ürünlerini tüketen kapalı bir kent olmadığını; Ege’nin daha geniş ticaret ağının içinde bulunduğunu gösteriyor.

Ancak elimizdeki verilerden hareketle belirli bir “Kaikos şarabının” Pergamon’dan Akdeniz’e ihraç edildiğini söylemek için henüz yeterli kanıtımız yok.

Bazen arkeolojinin söylediği kadar söylemediği şeylere de kulak vermek gerekiyor.

Günümüze Ulaşan Bir Teruar Mirası

Antik Pergamon’da çiftçi, tüccar, rahip ve hekim aynı ürüne farklı anlamlar yüklüyordu.

Üzüm çiftçi için tarımsal bir üründü. Şarap tüccar için Ege’nin ticaret ağlarında dolaşan bir maldı. Dionysos kültünde kutsal bir anlam kazanıyor, Galenos’un elinde ise tıbbi bir araca dönüşüyordu.

Bugün Bergama’nın çevresini antik çağdaki gibi bağlarla kuşatılmış bir coğrafya olarak görmüyoruz.

Ama hikâye tamamen sona ermiş de değil.

İzmir Büyükşehir Belediyesi birkaç yıl önce Bergama’nın Kozak yöresine özgü, kaybolma tehlikesi altındaki Kozak Beyazı ve Kozak Siyahı üzüm çeşitlerini yeniden canlandırmak amacıyla bir çalışma başlattı. Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nden temin edilen fidanlarla üreticilere yeni bağlar kuruldu ve bu iki yerel çeşidin yeniden çoğaltılması için ilk adımlar atıldı.

Kozak Beyazı ve Kozak Siyahı bugün ağırlıklı olarak sofralık üzüm kimliğiyle biliniyor. Bunların şaraplık potansiyellerinin ne olduğunu ise henüz bilmiyoruz.

Ama tam da bu noktada Bergama’nın binlerce yıllık hikâyesiyle bugün arasında küçük ve güzel bir bağ kuruluyor.

Bir yanda Akropol’ün tiyatrosunun yanı başında yükselen Dionysos Tapınağı, diğer yanda şarabı ilaçlarının bir parçasına dönüştüren Bergamalı Galenos; vadide dolaşan Rodos amforaları ve bugün Kozak’ın topraklarına yeniden dikilen iki yerel üzüm…

Aralarında iki bin yıldan fazla zaman var.

Belki de mesele Bergama’nın eski şarap kültürünü yeniden yaratmak değil. Zaten geçmiş hiçbir zaman aynı biçimde geri dönmüyor.

Ama Bakırçay Vadisi ve Kozak’ın yamaçları bu coğrafyanın binlerce yıllık bağcılık hafızasını yeniden hatırlamak için bize hâlâ bir fırsat sunuyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir